FORMULA 1PİLOTLARTAKIMLAR

Sona Bir Kala

Olaylı olduğu kadar sinir bozucu bir yarış olan Suudi Arabistan GP’yi geride bıraktık. Bu hafta sonu gerçekleşecek Abu Dhabi GP’de 2016’dan beri ilk defa sürücüler şampiyonu, 2012’den beri de ilk defa markalar şampiyonu final yarışında belirlenecek ve yine 2012’den beri farklı takımlardan pilotlar sezon boyunca canlarını dişlerine takarak şampiyonluk mücadelesini final yarışına taşıdılar. Bazıları için bu bir stres unsuru olsa da şampiyonluk adayı iki pilot olan Sir Lewis Hamilton ve Max Verstappen’in final yarışına puan farkı olmadan gelmeleri de birçok kişi için biranın yanındaki fıstık gibi. Açıkçası ben iki tarafın da kazanması durumunda üzülmeyecek kişilerden olduğum için eğer Yas Marina pistine gelen güncellemeler de işe yararsa hayli eğleneceğim.

Öte yandan bu sadece iki pilotun verdiği bir şampiyonluk mücadelesi değil, taraflardan biri zaten istatistiksel olarak G.O.A.T. olmasına rağmen 8. şampiyonluğunu ilan ederek hem “7’nin Laneti”ni hem de efsane pilot Michael Schumacher’in elde ettiği şampiyonluk rekorunu kırmaya; diğer taraf ise F1’in yeni şampiyonu olmaya oynuyor. Takımlar şampiyonasında her ne kadar puan farkı yüksek olsa da yine iki şampiyonluk adayı arasında büyük bir gerginlik var. Mercedes, üst üste sekizinci şampiyonluğunu alarak yeni çağ öncesinde “Turbo Hybrid Çağı”nın tamamında şampiyonluk alan takım olmak isterken Red Bull bu dominasyonu bozan tek takım olmak istiyor.

2014 yılından bir basın toplantısı

Şampiyonluk için savaşan iki takım da gerek pist üstünde gerekse pist dışında birbirlerinin eksiklerini ve hatalarını aradılar, bulduklarında da hemen şikayet ettiler. Fanlar arasında da durum farklı değil, özellikle Twitter gibi sosyal medya platformlarında kan gövdeyi götürüyor ve haber sayfalarının yorum bölümleri minik minik kaoslara ev sahipliği yapıyor. Fanların hatrı sayılır bir bölümü Max Verstappen’i özellikle Suudi Arabistan GP ardından çirkef buluyor. Fanların yine büyük bir kısmı ise Lewis Hamilton ve Mercedes’i Britanya GP ve Macaristan GP’de Verstappen’i gerilettiğini, eğer bu olaylar olmasaydı Verstappen’in şampiyonluğu çoktandır alacağını savunuyor. Buna karşılık İtalya GP’de yaşanan kazada Verstappen’in de kazaya sebep olduğu argümanını sunuyor. Peki ya hangi taraf haklı?

Britanya GP Hamilton-Verstappen teması
Macaristan GP startı
İtalya GP Hamilton-Verstappen kazası

Öncelikle her ne kadar babasını hiç sevmesem de Max Verstappen sezon boyunca desteklediğim pilottu. Şampiyonluk yarışının final yarışına kadar gelmesinden sonra en çok istediğim şey Max ve Red Bull’u şampiyon olarak görmekti. Verstappen, Brezilya GP’ye kadar harikulade istikrarlı ve tekerlek tekerleğe mücadelelerde tam anlamıyla müthiş bir pilot olarak geldi. Bu istikrarı 2018 sezonunun sonundan, özellikle de 2018 Brezilya GP’den beri koruması ise birçok taraftarı şaşırtmış ve bir o kadar etkilemişti. Her ne kadar Verstappen, kendisinin üzerinde herhangi bir baskı olmadığını iddia etse de 2016 Dünya Şampiyonu olan Nico Rosberg, Brezilya GP öncesi yayınladığı “How to Master the Brazil GP! | Interlagos F1 Track | Nico Rosberg” başlıklı videosunda “Max için baskının çok yüksek seviyelere geldiği nokta burası.” demişti ve kesinlikle haklıydı. O yarışta Max ilk defa tekerlek tekerleğe mücadelede tam anlamıyla çuvalladı, hem düzlükte çizdiği zigzaglar hem de 4. virajda rakibi Hamilton’ı kendisiyle birlikte dışarı sürmesiyle. Halbuki önceki iki yarışta kusursuz performans vermişti.

Önceki iki yarış dediğimde bazılarınızın “Max, ABD GP’de Hamilton’a orta parmak yaptı ve aptal dedi.” dediğinizi duyar gibiyim. Buna diyecek pek bir şeyim yok açıkçası, 7 kez şampiyon bir efsaneye böyle davranması hoş değildi; şakayla karışık olsa bile. Yine de pazar günü strateji ve gerçekten de olağanüstü bir sürüşle yarışı kazandı ve şampiyonada arayı açtı. Zaten Max sadece o yarışta değil, sezon boyunca bambaşka bir seviyedeydi.

İtalya GP’deki kazanın “yarış kazası oğlu yarış kazası” olduğunu söyleyip Macaristan GP ve Britanya GP konusuna gelelim. Ben Verstappen’i 2015’te izlediğim ilk Formula 1 yarışından beri desteklediğim pilot olan Sebastian Vettel gibi dağınık veya başarısız yarışlar sonrası motivasyonunu kaybeden bir pilot olarak görmüyorum, hatta tam tersine böyle yarışların sonrasında daha çok gaza geldiğine ve sezonun geri kalanında pek çok yarış kazanmasında bu yarışların payı olduğunu düşünüyorum. Kaldı ki bu kazalarda kendisi hatalı bile değildi. Bu arada Vettel’in 2010 ile 2012 şampiyonluklarını dağınık ve başarısız yarışlar geçirdiği sezonlarda unuttuğunu unutmadım. Zaten hiçbir pilot öyle kolay yıkılmaz çünkü hepsinin kafasında en az bir tahta eksik ve mental olarak çok güçlüler. Vettel’in 2017 ve 2018 sezonlarında yaptığı hataların kendisi üzerinde bu kadar etki yaratmasına benim “Kırmızı Baskı” adını verdiğim Ferrari baskısı sebep olduğunu düşündüğümü söylesem yalan olmaz. Ferrari kendi operasyon hatalarının yanı sıra sezonun bir kısmından sonra Mercedes’in gerisinde kalması da bu şampiyonlukların kaybedilmesinde etkili olduysa da Seb üzerinde baskı vardı ve bu baskı onun hata yaptıkça hata yapmasına sebep oldu. Yine de Almanya ve Singapur GP kazalarıyla onların oluşturduğu kelebek etkisi olmasaydı bile Seb’in 2017 ve 2018 sezonlarında şampiyon olabileceğini düşünmüyorum.

Konu 2017 ve 2018’e geldiğinde bazılarınızın aklına Seb ile Lewis’in pistte savaşıp padokta sarıldığı şampiyonluk mücadeleleri gelmiştir. Birkaç gün önce “Verstappen ve Hamilton’ın mücadelesi Vettel ve Hamillton’ın mücadelesi kadar saygı çerçevesinde geçmedi çünkü Verstappen çirkef” dediğini görmüştüm. Bunun sebeplerini görmem çok uzun sürmedi hatta bana kalırsa gayet barizler. Öncelikle Hamilton ve Vettel arasında da zaman zaman iplerin gerildiği gerçeğini bir kenara bırakırsak, Verstappen-Hamilton mücadelesi de saygı çerçevesinde başladı ve uzun bir süre devam etti. Bunun dışında Vettel-Hamilton arasındaki rekabet bu kadar uzamadı ve Hamilton mücadele ettikleri iki sezonda da sezonun sondan üçüncü yarışında şampiyonluğunu ilan etti ki bu da mücadelenin puan farkı olarak çok önceden bittiğini zaten gösteriyor. Kısacası ortada bu sezon olduğu kadar ciddi bir rekabet ve o rekabetin getirdiği atmosfer yoktu, muhtemelen aynı şartlar olsaydı Seb-Lewis ilişkisi de bizim şu an bildiğimiz gibi olmayacaktı. Ayrıca tekerlek tekerleğe mücadele olarak da Seb ile Lewis, Max ile Lewis’in ettiği kadar mücadele etmedi. Max ve Lewis neredeyse her yarışı kafa kafaya geçirdiler. Sezonun ilk dört yarışının dördünde de Max ve Lewis’in tekerlek tekerleğe yarıştığını gören pek çok otorite de bu ikilinin temas etmesinin an meselesi olduğunu söylemişti. Dördüncü yarış olan İspanya GP ile ikilinin kazaya karıştığı ilk yarış olan Britanya GP arasında Verstappen’in zaman anlamında epey önde olduğu cadde yarışları, yine tekerlek tekerleğe geçen bir Fransa GP ve Max’ın domine ettiği iki tane Avusturya yarışı olduğunu düşünürsek geç bile kalmışlar.

Max’in demeçlerini hiçbir zaman sevmemişimdir ve gereksiz saldırgan bulmuşumdur ancak bu sezonun gergin kısmına kadar demeçlerini de düzelttiğini inkar edemem. Hatta sezon başında “Sonunda ağzını da aracı kontrol ettiği gibi kontrol etmeyi öğrendi” demiştim. İlk kazandığı yarıştan bugüne kadar aldığı bütün yarışlar beni de mutlu etmişti. Yazı şu ana kadar bir “Orange Army” mensubunun kaleminden çıkmış gibi olsa da ben bir Max fanı değilim, Max’ı, Lewis’i sevdiğimden daha çok sevdiğim söylenemez. Christian Horner ve Helmut Marko’nun Verstappen’i gazlama amaçlı söylediği ama bunu yaparken Vettel’i gölgede bırakmaya çalıştıkları izlemini veren açıklamalarından sonra kafama bir şey dank etti, eğer bu sezon Verstappen ile Red Bull şampiyon olursa Seb artık Red Bull ile şampiyonluk kazanmış tek pilot olmayacaktı ve pabucu dama atılacaktı. Bu olaydan sonra sezon boyunca istediğim iki şeyden biri olan şampiyonluk mücadelesinin final yarışına kalmasının bana yeteceğini ve iki tarafın da kazanmasının benim için fark etmeyeceğini, iki şampiyonluktan da zevk alacağımı fark ettim. Zaten bu ikisinin yarışması bana yeterince haz veriyordu ve bunun sonuna kadar devam etmesini istiyordum. Hamilton’ın da önceki şampiyonluklarını zevkle olmasa da hayranlıkla seyretmiştim, her ne kadar bazıları “7’nin Laneti”nin kırılamayacağını söylese de bence hepimiz biliyoruz ki kıracak biri varsa o kişi Lewis Hamilton’dır. Yani bu sezon kim şampiyon olursa olsun hem zevk hem de hayranlık duyacağım, kaybeden taraf için hissedeceğim duygular da olacak ama bu durumun tadımı kaçırmasına izin vermemeye çalışacağım.

Suudi GP’deki yarış ise tamamen dediklerimin dışında. Yeterince otoriter olmayan FIA ve Şampiyona Direktörü; Max Verstappen’i çizgiyi aştığında olması gerektiği gibi uyarmadı ve dolayısıyla Max’in sürüş esnasında tehlikeli hareketlerden kaçınmasını sağlayamadı. Bu yarış size zevk verdi mi bilmem ama bana kesinlikle zevkin tam tersini verdi, sinirim bozulmuştu. FIA’nın gerekli uyarıyı yapmaması sonucu Max’in baskı altında yaptığı masum olmayan sürüşün onu “Çirkef” ya da “… kötü” biri yapacağını düşünmüyorum çünkü ceza almayacağını düşünürse kanında bir damla bile kazanma arzusu olan bir pilot benzer sürüşler yapardı, tarihte de çok sevdiğimiz Schumacher, Senna ve Vettel gibi pek çok örneği vardır. Buna ister “Winnerlık” ister “Sigma Mindset” deyin. “Hamilton neden bunu yapmadı?” diye soracak olursanız da cevabım Hamilton’ın uzun bir süredir averaj bir Formula 1 pilotundan çok daha aklı başında sürüşler çıkardığıdır. Verstappen’in podyumda kutlamalardan kaçması da bazıları tarafından “Çirkeflik”, bazıları tarafından “Alfalık” olarak görülüyor ve bence yaptığı ikisi de olmasa bile yapılacak en doğru şeydi. Düşünürsek yarış boyunca tokuştuğunuz ve telsizden birbiriniz hakkında söylendiğiniz adam, onun sağ kolu ve onların takımından birine o kadar gergin bir yarışın ardından gazoz sıkmanız garip olurdu. Bu yazıda Max’e olan sempatime ağırlık vermiş gibi oldum ama zaten aşağıya bırakacağım yazımda Lewis’e olan sempatimi yeterince belli etmiştim ve orada söylediğim şeylerin birçoğunu burada tekrar etmeye gerek yoktu. Umarım hepimiz uzun kış arasından önce yapılacak son yarıştan kim kazanırsa kazansın keyif alırız ve gelecek sezona bu sezondan kalan pozitif enerjiyle başlarız. Neticede bu bir spor ve kazananlar olduğu gibi daima kaybedenler de olacaktır.

https://boxtoboxmedya.com/2021/09/03/turkiyede-hamilton-nefreti/

Deniz Büyüker

25 Kasım 2004 tarihinde İstanbul'un Üsküdar ilçesinde dünyaya gelen Deniz Büyüker, birtakım şehir değişikliklerinden sonra şu an Değirmendere'de yaşamaktadır. "Dennis Silverstein" olarak da bilinen Deniz; Formula 1 ile sinemaya olan ilgisinin yanında bateri çalmakta ve "@formulayorum" adlı instagram sayfasının adminliğini yapmaktadır..

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu